Wednesday, September 19, 2012

İnsan olmak

Evin içinde dolanıp duruyordu, yine o sıkıntı gelmiş, sessiz sedasız tüm benliğini sarmıştı. Bu duyguyu bastıracak birşeyler arıyordu. Önce pipolarının olduğu dolaba yöneldi, sonra vazgeçti. Yemek mi yapmalıydı? Ne kullanacaktı ki? Hiçbirşey yoktu evde. Biraz kuru et ve ekmek, biraz da şarap... Bundan daha iyisini hakediyordu... Onun için kimse yemek yapmayacağına göre, kendisi yapmalıydı. İyi bir aşçı sayılırdı. İnsan olduğu zamanlardan ona kalan faydalı bir yetenek. Şehre inmeye karar verdi, hem yiyecek  birşeyler alırdı, hem de insanları görürdü... İnsanları görmek ona yaşadığını hatırlatıyordu.. Hala nefes aldığını hissetmek, ara sıra gelen boğulma hissini az da olsa hafifletirdi. Nefes alamadığını hissettiği zamanlarda, insanları düşünüyordu. Birbirini seven insanları, birbirinden nefret eden insanları, birbirine bağıran insanları... İnsan olmak en çok özlediği duygulardan biriydi.. Ama şimdi de asil bir görevi vardı, bu görev için boşuna seçilmemişti. Özlem duygularını içinde kimsenin göremeyeceği bir yere sakladı. Paltosunu sırtına geçirdi, salona son bir kez baktı ve kapıyı arkasından çekip dışarı süzüldü.

Önündeki patikaya baktı, şehre inen patika iki insanın yanyana yürüyebileceği büyüklükteydi. Yalnız yürümeyi sevmiyordu ama yalnızlık onun bir parçasıydı ve ne kadar nefret etse de onunla yaşıyordu, yüzüne çarpan rüzgar ona bunu hatırlattı.. Yalnızlık, sonsuz bitmeyen yalnızlık... İsteklerini, arzularını, şehvetini tırpanlayan yalnızlık. Kadim dost, zalim düşman... Yürürken bir yandan patikayı inceliyordu. Belki binlerce kez geçmişti bu patikadan. Bazen yalnız, bazen bir yoldaşla... Patikanın iki tarafını saran ağaçlar rüzgarın esintisi ile sanki dans ediyorlardı. Sanki onun geçişini kutluyorlardı. Kasvetli görünüyorlardı, ama hiçbir zararları yoktu... Yürümeye devam etti. Yürüdükçe kafasındaki bulutlar dağılıyor, daha rahat düşünmesini sağlıyordu. Sanki daha rahat düşününce ne olacaktı ki.. Bu düşünceler içinde ne kadardır yürüdüğünü bilmiyordu. İleride şehrin ışıkları görünmüştü. Neredeyse akşam oluyordu... Uzun bir yolculuk... İnsanların gürültüsü yavaş yavaş kendisini hissetiriyordu... İlk evi geçtikten sonra artık insanların arasına karışmış sayılacaktı... İnsanlar vakte aldırmadan sokaklarda dolaşıyordu.. Ona çarparak geçen insanlar, yaşadığını hissetiriyordu. Kimisi özür diliyor, kimisi daha önemli işleri varmış gibi bakmadan yoluna devam ediyordu. Derin bir nefes aldı, etrafında bulunan tüm kokuları burnuna doldurdu... "Ooooh, insan olmak" dedi kendi kendine... Adımlarını hızlandırdı, yiyecek almadan önce bir handa birkaç bardak bira içmek istiyordu...



Her zaman gittiği hana doğru yöneldi, çok uzak değildi, on dakikalık yürüyüşten sonra kapısında şaha kalkmış bir atın üzerinde yarı çıplak bir kadın figürünün olduğu bir hanın önünde durdu. "Demir Bakire Hanı" dedi içinden... Kapıyı itti ve içeri girdi... Barmen onu tanımıştı, hızlıca bir bardak bira doldurdu, tezgahın altından çıkardığı şişedeki viskiden bir miktar içine karıştırdı.. Barda Nicholas'ın geleceğini tahmin ettiği yere koydu.. Bir barmenin öğrenmesi gereken ilk şey önemli müşterilerinin içkilerini nasıl içtikleri olmalıydı. İşte Efendi Nicholas içkisini bu şekilde içerdi.. Nicholas ağır adımlarla bara yaklaştı, bardağı kaldırdı ve bir dikişte yarısını bitirdi... Barmene döndü ve "Ilık biranı nasıl sunacağını çok iyi biliyorsun, Serith" dedi keyifli bir gülümseme eşliğinde...  Sonra arkasını dönüp handaki diğerlerini incelemeye koyuldu.. İçki içerken en sevdiği şey, insanlara dair tahminler yapmaktı, bu şekilde hafızasını canlı tutuyor, insanlara olan yakınlığını koruyordu...

Şöminenin başında bir grup içkilerinden içip gürültülü bir şekilde sohbet ediyorlardı. Gruptakileri tek tek süzdü, içlerinden bir tanesine takıldı gözleri, grupta en çok kahkaha atana bakıyordu. Bu adam incelemeye değerdi, bu akşamki konusunu bulmuştu.. Önce dış görünüşüne baktı... Genç görünüşüne rağmen saçları kırlaşmıştı ve görünen en belirgin özelliği buydu. Orta boyda sıradan bir tipti, ne şişman ne de zayıftı.. Fakat yine de bir gariplik vardı.  Gruptaki diğerlerinin tüm söylediklerine gülüyor, onlara ağıza alınmayacak açık saçık espriler yapıyor, onlar gülmese de kendisi söylediklerine gülüyordu.. Ahlak olarak takdir edilecek tiplerden değildi yani... Meleklerin dünyasında bu tür duygu ve hareketler yer almazdı. Çünkü daha asil duyguları öğrendikçe bu tip insanların aslında nefes almasının bile başka insanların hakkını yemek olduğunu öğrenmişti. Ama yapacak birşey yoktu. Bu tür insanlarla birlikte dünya dengede duruyordu. Herkes iyi olsa, meleklere ne gerek kalırdı ki.. "İyi ve kötünün dengesi" dedi içinden. Yeniden adama döndü, büyük ihtimalle hayatta sürekli reddedilmiştir dedi kendi kendine.. Fakat hali vakti yerinde ki, hala bu tür bir grupta kendine yer buluyor.. Gruptaki diğerlerinin sadece ünvanına saygıdan ona güldüğü anlaşılıyordu, bu tür saray oyunlarını daha önce de görmüştü... Bir loncaya bağlı olmalıydı, loncalara bağlı olmayanların çok fazla yaşama şansı olmuyordu.. Hangi lonca tahmin edemiyordu, fakat büyük ihtimalle yüksek bir pozisyondaydı... Kıyafetlerinden ve yaptığı esprilere aldığı tepkilerden bu anlaşılabiliyordu... Fakat bulunduğu loncada en tepede olamazdı, o tür bir pozisyona uygun bir adama benzemiyordu.... Barmene döndü, "Hey Serith, şurada şöminenin önünde duran grubu görüyor musun? Kim onlar?" diye sordu. Barmen, Nicholas'a doğru eğildi ve "Şehrin Kanalizasyon Loncası" dedi, "Tüm altyapı onlardan sorulur, onlardan izinsiz kimse kanalizasyonlarda dolaşamaz, şurada açık saçık konuşan adamı görüyor musun? O loncanın başkan yardımcısı, Erathin" dedi.. Nicholas şaşırmıştı. Tanıdığı tüm başkan yardımcıları gözünün önünden geçti hızlıca..  "Çok genç değil mi?" diye sordu barmene merakla. Barmen tedbirli bir şekilde sesini biraz alçalttı ve "O pozisyona gelebilmek için bazı kötü şeyler yaptığını söylüyorlar. Yani gerçekten kötü şeyler." dedi..  Sesinde korku kırıntıları vardı... Nicholas'ın hoşuna gitmişti bu durum, tahmin ettiği gibi sıradan birisi değildi bu adam... "Peki, nasıl birisi, yani kişilik olarak?" Aslında bu soruyu sormaktaki amacı, yaptığı çıkarımlarda ne kadar doğru olduğunu anlayabilmekti... İnsanlara sadece bakarak ve hareketlerini değerlendirerek onların nasıl insanlar olduğunun anlama konusunda uzmanlaşmak istiyordu. Melekler gibi bu konuda özel güçleri yoktu ve yaşadığı yüzyıllar bu yeteneğe ihtiyacı olduğunu göstermişti ona... Barmen bir süre duraksadı, sonra sessizce devam etti.. "Kaypak bir tiptir, her tür bela vardır, elinin uzanamayacağı yer olmadığını söylerler, eğer bu adamla iş yapmak istiyorsan ayağını denk al, tekin değildir." duraksadı.. "Yanında çalışanlara çok iyi davranmadığını söylüyorlar, fakat lonca başkanından bu konuda sıkça fırça yediği de bir gerçek. O loncadan ayrılan çok oldu.. Ve onunla ilgili hoş şeyler söylemiyorlar. Biliyorsunuz Lonca'lar bilginin babadan oğula, ustadan çırağa aktarıldığı yerlerdir. Fakat bu loncada Erathin geldiğinden beri çok garip şeyler oluyor. Bilgi ve cehalet karışmış durumda" diye ekledi... Meleklerden daha garip ne olabilir diye düşündü Nicholas... Bu hararetli konuşma sırasında bardağındaki birayı bitirmiş, kaşla göz arasında Serith'in doldurduğu ikinci birayı da yarılamıştı... Bir dikişte kalanını da bitirdi, barmene döndü "Haydi Serith, kendine iyi bak, benim çok geç olmadan eve dönmem lazım" dedi ve handan ayrıldı...

Erathin , incelemeye değer bir adam, belki bu  konuda birşeyler yapabilirdi, bir başbilge olarak insanlardan üzerinde etkili olabilecek bazı yetenekleri vardı,fakat şimdi hiç sırası değildi. Bu konuyla daha sonra ilgileneceğine dair bir cümle çıktı dudaklarının arasından ve geceye karıştı... İçeriden Erathin'in kahkahası geliyor, diğerleri de ona eşlik ediyordu... Erathin'in kolları gerçekten uzundu, ve Nicholas henüz bu konuda hiçbirşey bilmiyordu.



No comments: